KANSERDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Genel bilgiler
Cerrahi tedavi
İlaç tedavisi
Radyasyon tedavisi
Diğer tedavi yöntemleri


 

GENEL BİLGİLER


Bilindiği gibi vücutta bulunan hemen hemen tüm doku ya da organlara ait kanserler görülmektedir. Dolayısıyla her kanserde farklı tedavi yaklaşımları vardır ve edinilen deneyimler ışığında zaman zaman bu yaklaşımlarda değişiklik yapılmaktadır. Kanserlerin tedavisinde en önemli nokta; hastaya uygulanması düşünülen tedavi ya da tedavilerin getireceği fayda ve tedaviye bağlı ortaya çıkabilecek sorunların dikkatlice değerlendirilmesidir. Bu bağlamda kanserin yeri, özelliği ve evresi, hastanın diğer özellikleri, verilmesi düşünülen tedavinin fayda ve zararları her kanser ve her hasta için ayrı ayrı değerlendirilmeli ve  tedavi yöntemine karar verilmelidir. Örneğin aynı tip kanseri olan iki ayrı hastada kullanılacak olan olan tedavi yöntemleri birbirinin aynısı olmayabilir.  

Kanser tedavisinde;  Cerrahi tedavi, ve Cerrahi dışı tedaviler olmak üzere 2 ana yöntem olduğu söylenebilir. Cerrahi dışı tedaviler ise temel olarak  ilaç tedavisi ve  radyasyon tedavisi olmak üzere 2 gruba ayrılır. Bunlar dışındaki tedavi yöntemleri kanserde diğer tedavi yöntemleri olarak ele alınacaktır. Bazı kanserlerde tek bir yöntem bazı kanserlerde ise bu yöntemlerden birkaçı beraberce kullanılabilmektedir. Dolayısıyla kanser tedavisi bir çok tıp dalının ortak ve uyum içinde çalışmasını gerektirir (multidisipliner yaklaşım).

Temel olarak bakıldığında; kanserin tedavisi ile direkt olarak ilgilenen dallar; cerrahi ya da onkolojik cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi ve nükleer tıp bilim dallarıdır. 

Bunlara ek olarak diğer dallar da hastalığa tanı konmasında, izlenmesinde ve tedavisinde önemli roller üstlenmektedirler.

Radyoloji Bilimi: Ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik rezonans (MR) ve diğer yöntemlerle olası kanserin yerini, büyüklüğünü, komşu yapılarla olan ilişkisini ve uzak bölgelere yayılıp yayılmadığını belirlemeye çalışır. Tedavinin etkinliğini belirleyebilmesi yanında tedaviden sonra hastaların izlenmesi konusunda yardımcı olur. 

Nükleer Tıp Bilimi: Radyoaktif madde kullanarak organların görüntülenmesini sağlayan (sintigrafi) bu dal bazı kanserlerin işlevsel olup olmadığını da belirleyebilir. Özellikle PET-CT adı verilen yöntemle kanserin evrelenmesi ve tedaviye yanıtının belirlenmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir. 

Patoloji Bilimi: Çeşitli yöntemlerle elde edilen doku ya da organlara ait örnekleri inceleyerek bunların kanser olup olmadıklarını, kanser tanısı konanlarda kanserin tipini ve özelliklerini saptar. Bu bilgiler kanserin tedavisi yönlendirir. 

Biyokimya ve Hematoloji Bilimleri; kanserle ilişkili olabilecek kandaki değişimleri saptayabilir. Bu bağlamda; tedavinin etkinliğini, tedaviye bağlı oluşabilecek yan etkilerin bazılarını ortaya çıkarabilir ve tedaviden sonra hastaların izlenmesine yardımcı olur. 

Genetik Bilimi; kansere neden olabilen genetik değişimleri (mutasyon) belirleyerek kanser riski olan hastaları belirleyebilir ve kanserin çok erken devrelerde saptanmasına olanak verebilir.

CERRAHİ TEDAVİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Genel bilgiler
Birincil cerrahi girişimler
    Kanserin yerel olarak çıkarılması
    Kanserin geniş olarak çıkarılması
    Bölgesel lenf düğümlerinin çıkarılması
    Genişletilmiş kanser ameliyatı
    Rahatlatıcı ameliyatlar
Ek cerrahi girişimler

 

 

GENEL BİLGİLER
Kanseri ortadan kaldırmaya yönelik olarak ameliyatla kanserin çıkarılmasına cerrahi tedavi adı verilir. Bu tedavi yönteminin uygulandığı bilim dalı ise cerrahi ya da onkolojik cerrahi bilim dallarıdır. Genel olarak bakıldığında bir çok kanserde ilk basamak tedavinin (primer tedavi) cerrahi tedavi olduğu görülür. Ancak lenfoma gibi bazı hastalıklarda gerek duyulduğunda cerrahiye baş vurulur. Diğer yandan kan kanseri gibi bazı kanserlerde cerrahi tedavinin yeri yoktur.

İlk tedavisi cerrahi yolla yapılan hastalarda bazen aynı ameliyatta bazende daha sonra ek cerrahi tedavi yaklaşımlarına gerek duyulabilir. Ayrıca cerrahi yolla tedavi edilen bir çok hastada daha sonra cerrahi dışı tedavilerden biri ya da bir kaçının uygulanması gerekebilir.. Bazı hastalarda ise önce cerrahi dışı tedavi uygulanır, daha sonra asıl cerrahi işlem gerçekleştirilir.
Hangi kanserde hangi cerrahi işlemin yapılacağına karar verilmesinde rol oynayan faktörlerin başında  kanserin yeri, özelliği ve evresi, hastanın diğer özellikleri, hekimin bilgi ve deneyimi gelir. Ayrıca zaman zaman yapılan uluslararası toplantılarda (konsensus toplantıları) öneri niteliği taşıyan bazı kararlar alınmaktadır. Dolayısıyla cerrahın ameliyat planı yaparken bu önerileri de göz önünde bulundurması yararlıdır. Bir kanserin cerrahi tedavisi için aynı cerrah ya da farklı cerrahlar tarafından değişik cerrahi planlar ve yöntemler önerilebilir. Bu farklılıkların kaynağı çoğu zaman cerrahın bilgi ve deneyimidir. Ancak öneriler uluslararası kabul edilmiş yöntemlerin dışında da olmamalıdır.

Diğer yandan cerrahın, cerrahi dışında uygulanan ek tedavilerin özelliklerini de bilmesi gerekir. Çünkü cerrahi girişimden sonra ek tedaviler için hangi dallarla ilişki kurulması gerektiğine çoğu zaman karar veren cerrahdır. Bununla birlikte bir çok merkezde kanserli hastaların en iyi şekilde yönetilebilmesi için hemen her daldan hekimin bulunduğu kanser konsey kurulmuş olup özellikle sorunlu olgular bu konseyde değerlendirilir ve tedavi planı yapılır. 

 

 

BİRİNCİL CERRAHİ GİRİŞİMLER
İlk basamak tedavisi cerrahi tedavi olan kanserlerde asıl amaç; ameliyatta kanserli doku ya da organın tamamının ya da bir kısmının çıkarılması, diğer bir deyişle cerrahi kür sağlanmasıdır. Cerrahi kür için; çıkarılan doku ya da organın sınırlarında kanser bulunmaması diğer bir deyişle geride kanserli doku kalmamış olması ve kanserin uzak organlara yayılmamış olması (metastaz) gerekir. Bu amaçla kanserin yerine ve özelliklerine göre farklı girişimlerde bulunulabilir. Bu girişimler temel olarak birkaç başlık altında incelenebilir.

 

Kanserin yerel olarak çıkarılması: Lokal eksizyon veya tümörektomi olarak da adlandırılabilir. Kanserli kısım ve etrafında bulunan sağlam dokunun beraberce çıkarılmasıdır. Çapı küçük olan ve düşük dereceli kanserlerde uygulanan bir yöntemdir.  Kanser bir organa aitse organ büyük oranda korunmuş olur. Kanserle beraber çıkarılması gereken sağlam doku miktarı kanserin yeri ve özelliğine göre değişir. Örneğin 2cm çaptan daha küçük meme kanserlerinde kanserle beraber etrafından 1-2cm kalınlığında sağlam doku çıkarılması idealdir. Bu işlem meme koruyucu cerrahi adını alır.

 

Kanserin geniş olarak çıkarılması: Kanser içeren bir organın bir belli bir kesiminin çıkarılmasıdır. Örneğin mide kanserinde midenin dörtte üçünün ya da tamamının, kanserli olan bir böbreğin bir kısmının veya tamamının çıkarılması gibi.

 

 

Bölgesel lenf düğümlerinin çıkarılması: Kanserlerin çoğu ilk olarak bulundukları bölge ile yakından ilişkili olan bölgesel lenf düğümlerine yayılır. Kanser tanısı konduğunda,  kanser, bölgesel lenf düğümlerine yayılmış veya yayılmamış olabilir. Her iki halde de kanserli organın bir kısmı ya da tamamı, o organın bölgesindeki lenf düğümleriyle beraber çıkarılabilir. Bu tür ameliyatlara genel olarak radikal ameliyat adı verilir. Bölgesel lenf düğümleri kanser yayıldığı için çıkarılmışsa; işlem tedavi amacını da taşır. Buna karşın kanserin yayılmadığı bölgesel lenf düğümleri çıkarılmışsa; işlem önleyici (profilaktik) ameliyat olarak adlandırılır. Örneğin meme kanserinin ilk yayıldığı yer, genellikle o taraftaki koltuk altı lenf düğümleridir. Dolayısıyla meme kanserinde meme ile beraber o taraftaki koltuk altı lenf düğümleri birlikte çıkarılabilir.  Kimi zaman lenf düğümlerinin çıkarılması (lenf diseksiyonu; lenfatik küretaj) başka bir seansta gerçekleştirilir.

 

Genişletilmiş kanser ameliyatı: Bazen kanserli organın yeri nedeniyle kanserli organın bir kısmı ya da tamamı, yandaş organ veya organların bir kısmı ya da tamamı ile birlikte çıkarılabilir. Örneğin pankreas başına ait kanserlerde, pankreasın yaklaşık yarısı veya tamamı, safra kesesi, safra yollarının bir kısmı, oniki bağırsağın tamamı ve midenin bir kısmı çıkarılabilir. Bazen de uzak organlara yayılmamış, ancak olduğu yerde çok büyüyerek etraf doku ve organları içine almış kanserlerde de genişletilmiş ameliyat yapılabilir. Örneğin yerel olarak çok ilerlemiş ancak uzak organa yayılmamış kalın bağırrsağın son kısmına (rektum) ait kanserde; rektum, idrar kesesi (mesane), rahim (uterus) ve yumurtalıklarla beraber o bölgedeki yumuşak dokuların geniş olarak çıkarılması. 

 

 

Rahatlatıcı ameliyatlar: Bunun amacı kansere bağlı oluşan kanama, tıkanma, iltihap ve ağrı gibi durumların önüne geçilmesidir. Bu tür ameliyatlara rahatlatıcı ameliyat (palyasyon ameliyatı) adı verilir. Örneğin uzak organlara yayılmış bir kalın bağırsak kanseri bağırsakta tıkanmaya neden olmuşsa tıkanıklığı gidermek için kanser çıkarılır ya da yeni bir yol açılır (by pass).

 

 

EK CERRAHİ GİRİŞİMLER
Ek cerrahi tedavilere bir kaç şekilde gereksinim olabilir.

1- Gerek ilk ameliyattan önce yapılan tetkiklerde gerekse bu ameliyat sırasında kanserin başka bir organa yayılmış olduğu saptanabilir. Örneğin kalın bağırsak kanserinin karaciğere yayılmış olması gibi (metastaz). Bu durumda önce kalın bağırsağa yönelik cerrahi girişim yapılır ve şartlar uygunsa karaciğere yayılmış olan kanser çıkarılır. Eğer şartlar uygun değilse karaciğere yayılmış kanser bir müddet sonra ikinci bir ameliyatla çıkarılabilir. Her iki halde de karaciğere yayılmış kanserin çıkarılması ek cerrahi işlem olarak kabul edilir.

2- Kanserin cerrahi yolla yok edilebilmesi için yapılan ilk ameliyat sırasında geride kanserli doku kalabilir: Eğer kanser yandaş organ ya da dokulara yayılmışsa; teknik açıdan kanserin tamamının çıkarılması bazen mümkün olmayabilir. Ayrıca yaşamsal önem taşıyan bir organın yaralanması olasılığı da söz konusu olabilir. Dolayısıyla kanserli organ ya da dokunun tamamı çıkarılamaz ve geride kanserli doku kalır. Bu durumdaki hastalara ameliyattan sonra cerrahi dışı tedavi verildiğinde geride kalan tümor çıkarılabilir hale gelebilir. Bu hastalarda yapılan ikinci bir ameliyatla kalan kanserli dokuların temizlenmesi de bir ölçüde ek cerrahi girişimdir.

3- Kanserin cerrahi yolla yok edilebilmesi için yapılan ilk ameliyattan sonra cerrahi dışı ek tedavi almış ya da almamış hastalar belli aralıklarla kontrol edilir. Bu kontroller sırasında kanserin çıkarıldığı yerde tekrar büyümüş olduğu ya da başka bir organa yayıldığı saptanabilir. Bu kanserlerin çıkarılması için yapılacak olan ameliyat bir ek cerrahi girişimdir. Örneğin meme kanseri nedeniyle memesi çıkarılan bir hastaya cerrahi dışı ek tedavi verildikten bir müddet sonra memenin çıkarıldığı bölgede yeniden kanserli doku gelişmesi ve bunun çıkarılması gibi. Bu girişimlere yeniden ameliyat anlamında reoperasyon adı da verilir.

İLAÇ TEDAVİSİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

İlaç tedavisinin tanımı
Kemoterapi
Hormon tedavisi
Biyolojik tedavi
Vücut savunma sistemine yönelik tedavi

 

 

İLAÇ TEDAVİSİNİN TANIMI

Hastalıkların ilaçla tedavisi, ilaç haline getirilmiş çeşitli kimyasal yapıların hastalığı yok etmek için çeşitli yollarla hastaya verilmesidir. Genel olarak bakıldığında ilaç tedavisinin tıp dilindeki karşılığı kemoterapi kelimesi olup, ilaç verilerek yapılan tüm tedavilerin bu ad altında toplanması gerekir. Örneğin bademcik iltihabının penisilin adlı antibiyotikle tedavisi veya yüksek tansiyonu düşürmek için verilen ilaç tedavisi bir kemoterapi şeklidir. Ancak alışılagelmiş olarak kemoterapi dendiğinde; sadece kanserli hastalarda, kanseri yok etmek için kullanılan bir grup ilacın kullanıldığı tedavi anlaşılır. Kanser için ilaç tedavilerinin uygulandığı bilim dalı tıbbi onkoloji olarak adlandırılır. İlaç ile tedavi yöntemleri 4 ayrı grupta incelenebilir;

1-Kemoterapi.
2-Hormon tedavisi.
3-Biyolojik tedavi (Akıllı ilaç tedavisi)
4-Vücut savunma sitemine yönelik tedavi.

 

 

KEMOTERAPİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Giriş
Ameliyattan sonra yapılan kemoterapi
Ameliyattan önce yapılan kemoterapi
Kemoterapinin yan etkileri hastaların izlenmesi


 

Giriş
Kanserli hücreler de normal hücreler gibi ikiye bölünerek çoğalırlar. Buna hücre döngüsü denir. Verilen bir ilaç bu döngüyü herhangi bir aşamada durdurarak tümörlü hücrelerin çoğalmasını engelliyorsa; yapılan tedavinin adı kemoterapi olur. Yukarıda da değinildiği gibi bu adlandırma doğru olmamakla beraber alışkanlık sonucu bu anlamda kullanılmaktadır. Bu konuda, kemoterapi için verilen ilaçların isimlerine ve etki mekanizmalarına değinilmeyecektir.

Kemoterapi verilebilmesinin ilk şartı kanserin bu ilaçlara duyarlı olmasıdır. Kemoterapi tek bir ilaçla yapılabileceği gibi, tedavinin etkinliğini arttırabilmek için çoğu kez birden fazla ilaç beraber verilerek yapılır. İlaçların verilme aralığı ve süresi kanserin tipine ve evresine, hastanın ve seçilen ilacın özelliklerine göre değişir. Benzer şekilde kemoterapiye yanıt, kanserden kansere ve hastadan hastaya göre değişir.

Kemoterapi bazı kanserlerde ilk basamak tedavi olarak kullanılır. Ancak çoğu kanserde cerrahi tedaviye ek olarak verilir. Cerrahi tedaviye ek olarak kullanılan kemoterapi, ameliyattan önce (neoadjuvant kemoterapi) ya da sonra (adjuvant kemoterapi) verilebilir.


 

Ameliyatttan sonra kemoterapi (adjuvant kemoterapi)

Belli bir evredeki kanserlerin cerrahi tedavisinde hedef, geride gözle görülebilir kanser dokusu bırakılmamasıdır. Bu hedefe ulaşılmış olsa bile teorik olarak vücutta hiç bir yöntemle saptanamayan kanser hücrelerinin kalabileceği var sayılır. Bu hücreler kan dolaşımında veya uzak organlarda bulunabilir. Normal şartlar altında vücudun savunma sistemleri bu hücreleri yok edebilecek ya da baskılayabilecek yeteneğe sahip olmakla beraber, bu hücreler savunma sisteminin denetiminden kaçabilmektedir. Ameliyattan sonra verilen kemoterapi bu hücrelerin tekrar çoğalmasını ya da uzak bir organda yerleşerek büyümesini önleme amacını taşır.


 

Ameliyattan önce kemoterapi (neoadjuvant kemoterapi)

Bu yöntemin temelde iki durumda uygulanması önerilir. Bunlar;
Kanserin ameliyatla çıkarılamayacak kadar büyük ve yaygın olması: Bulunduğu bölgede fazla yayılmış ve/veya birden fazla uzak organa yayılmış kanserlerde cerrahi girişim uygun olmayabileceği gibi kanserli organın çıkarılması teknik olarak mümkün olmayabilir. Bu hastalardaki kanser cinsi kemoterapiye duyarlı ise ilk tedavi bu yollarla yapılabilir. Bu tedavi ile elde edilebilecek faydalar ile tedaviye bağlı gelişebilecek zararların göz önüne alınması ve kararın ona göre verilmesi gerekir. Burada amaç hastanın yaşam süresini uzatabilmek ve yaşam kalitesini yükseltebilmek olmalıdır. Kimi zaman verilen tedavi, kanseri küçülterek çıkarılmasına olanak tanıyabilir.

Çıkarıldığında organ kaybına neden olacak kanser olması: Örneğin bu tedavi ile büyük bir meme kanserinin boyutu küçültülebilirse memenin tamamının çıkarılmasına gerek kalmayabilir. Ayrıca yukarıda da değinildiği gibi ameliyattan sonra bile vücutta kalabileceği varsayılan kanser hücrelerinin ameliyattan önce bu yolla kontrol edilebileceği düşünülmektedir. Ancak bunun için yeterli kanıt yoktur.


 

Kemoterapinin yan etkileri ve izlenmesi

En önemli nokta kemoterapide kullanılan ilaçların yan etkilere sahip olmasıdır. Çünkü kanserli dokuya etki eden bu ilaçlar doğal olarak hızlı çoğalma potansiyeline sahip normal hücreler üzerinde de etkili olabilecek ve onların çoğalmasını önleyebilecektir. Bu hücrelerden en önemli olanlardan birisi, kemik iliğinde yapılarak kana geçen ve lökosit adı verilen kanın beyaz hücreleridir. Vücut savunma sisteminin önemli bir parçası olan lökositlerin sayıca çok azalması grip gibi basit hastalıkların çok ağır seyretmesine hatta yaşlı hastaların kaybedilmesine yol açabilir. Diğer etkilenebilen bir organ, bağırsakların iç örtüsüdür ve şiddetli ishal gelişebilir. Yaşamsal önem arzetmemekle beraber saç köklerinin etkilenmesi sonucunda saçlar dökülebilir. Diğer önemli yan etkiler karaciğer ve/veya böbreğin işlevinde bozukluk ortaya çıkmasıdır. Bu yan etkilerin erken dönemde fark edilmesi ve gerekli yaklaşımlarda bulunulması hayat kurtarıcı olabilir. Bunun için hastanın dikkatle izlenmesi, tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek işlevlerini gösteren kan analizlerinin belli aralıklarla yapılması gerekir.

 

HORMON TEDAVİSİ

Meme, prostat ve tiroit gibi organların gelişmesi,  büyüme faktörleri ve hormon adı verilen yapılara bağımlı olup bu organlardan gelişen kanserler de bu hormonların etkisi ile büyüyüp ilerleyebilir. Örneğin meme kanseri; östrojen, tiroit kanseri; TSH, prostat kanseri ise testesteron adı verilen hormonların etkisindedir. Bu hormonların etkisini azaltan diğer hormonlar ya da ilaçlar bu kanserlerin kontrol edilmesinde büyük yararlar sağlayabilir. Örneğin tamoksifen adı verilen ilaç östrojenin etkisini azaltarak meme kanserinin kontrol edilmesine, tiroitte üretilen T3 veya T4 hormonunun dışarıdan verilmesi TSH hormonunu baskılayarak tiroit kanserlerinin yeniden büyümesini önleyebilir. Meme kanserinde olduğu gibi bu tür tedaviler ameliyattan önce de uygulanabilmektedir (neoadjuvant hormonal tedavi)

 

 

BİYOLOJİK TEDAVİ (AKILLI İLAÇ TEDAVİSİ: HEDEFLENMİŞ TEDAVİ)

Vücutta bulunan normal bir hücrenin çoğalma dahil çeşitli işlevleri başarabilmesi için hücrenin çoğu kez dışından bir emir alması gerekir. Sinyal niteliğinde olan bu emir, hücrenin çeşitli kısımlarında bulunan sinyal aktarım sistemleri adı verilen sistemlerle hücrenin o işlevi yapacak kısmına iletilir. Gelen sinyal hücrenin bölünmesini sağlayacak bir sinyalse, hücre kontrollü olarak çoğalmaya başlar. Bunun anlamı; hücre yeterli sayıda çoğaldığında bunu durduracak sistemlere sahip olmasıdır. Bu hücreye gelen büyüme sinyali veya sinyali hücrede ileten sistemlerin her hangi bir nedenle fazla çalışması ya da çoğalmayı durduran sistemin devre dışı kalması, hücrenin kontrolsüz çoğalmasına ve sonuçta kanserin ortaya çıkmasına neden olur. Bu fazla çalışma ya da devre dışı kalmanın en önemli nedeni bu sistemi oluşturan yapılardaki genetik değişimdir (genetik mutasyon). Öyleyse hem normal, hemde kanserli hücrede var olan bu sistemleri oluşturan yapılar arasında bazı farklılıkların olması kaçınılmazdır. Biyolojik tedavi, bu farkın saptanması ve kanserli hücredeki bu farklı yapıları hedef alan ilaçların geliştirilmesine dayanır.

Bu ilaçlar, bu yapları etkileyerek hücrenin çoğalma hızını kontrol edebilirler. Bu amaca ulaşmak için;
-Ya sinyalin kuvvetini azaltırlar
-Ya sinyalin hücre içindeki aktarımını önlerler
-Ya da bölünmeyi kontrol eden sistemin tekrar devreye girmesini sağlarlar.

Günümüzde bu farkın saptanabildiği kanser türü sayısı gittikçe artmaktadır ve bu konudaki gelişmeler ümit vericidir. Bu konuya iki iyi bilinen örnek meme kanserinde kullanılan HERCEPTIN ile başta kalın bağırsak kanserleri olmak üzere bazı kanser türlerinde iyi sonuçlar alınan AVASTATIN adlı bir ilaçlardır.  Günümüzde bu tür ilaçların sayısı hızla artmış olup bir kısmının kullanımı halen deney aşamasındadır. 

Kanserin büyüyebilmesi ve yayılabilmesi için, diğer hücrelerde olduğu gibi, kanserli hücrenin gıda maddelerine ve oksijene gereksinimi vardır. Bunu sağlayabilmesi için kendine gelen kan damarlarını çoğaltması gerekir. Buna damar oluşturma işlemi (anjiyogenez) denir. Bunun başarılabilmesi için damar duvarını oluşturan hücrelerin uyarılarak çoğalması sağlanmalıdır. Bu da normal ya da kanserli hücrelerde, bir cins protein olan ve damar hücresini büyüten faktör (VEGF) olarak adlandırılan bir yapının üretilmesi ve kana salınması sonucu gerçekleşir. VEGF, damar hücre duvarında bulunan alıcılara takılarak içerdiği mesajı hücre içine aktarır ve böylece damar hücreleri hızla çoğalarak yeni damarların oluşmasını sağlar. Bu damarlar tümöre ulaşınca yeterli besini ve oksijeni alacak olan tümor hücreleri çoğalarak hem yayılacak hem de damara girerek uzak organlara gidebilecektir. Dolayısıyla kanserli hücrenin ürettiği VEGF saptanıp, buna yönelik ilaçlarla etkisi azaltılır veya durdurulursa kansere giden yeni damar oluşumu duracak veya geriliyecektir. Böylece yetersiz beslenen kanserde küçülme ve yayılma durdurulabilecektir. Avastatin adlı ilaç VEGF'ye karşı vücut savunma sisitemlerinin geliştirdiği bir antikor olup laboratuarda kopyayla çoğaltılarak elde edilir. Bu antikor hastaya verildiğinde, tümörün ürettiği VEGF'yi tanıyarak ona bağlanır ve onu etkisiz hale getirerek damar hücresindeki alıcılara bağlanmasını önler. Böylece damar hücresinin bölünmesini sağlayacak olan sinyal hücre içine giremez ve hücre içinde aktarılamaz. Sonuçta damar hücresi çoğalamaz ve yeni kan damarı oluşumu baskılanır. Bu türdeki biyolojik bir tedavi için monoklonal antikor tedavisi teriminin de kullanıldığını belirtmekte yarar vardır.  Yukarıda değinilen avastatin adlı ilaç kanser dışı olgularda fazla damarlanmayı önlemek için kullanılan bir ilaçtır. Günümüzde başta kalın bağırsak kanserleri olmak üzere bazı kanser türlerinde bu tedavinin etkili olabileceği gösterilmiştir. Bu tür ilaçlar da ameliyatttan önce uygulanabilmektedir (neoadjuvant tedavi)

 

 

RADYASYON TEDAVİSİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Tanımlar
Radyasyon tedavisinin amacı
Radyasyonun etki mekanizmaları
Radyasyon tedavisinin uygulanma yolları
    Eksternal radyoterapi
    Brakiterapi
    Radyoaktif atom verilmesi
Radyasyon tedavisinin yan etkileri

TANIMLAR
Yüksek miktardaki enerjinin parçacık ya da dalga şeklinde yayılmasına radyasyon ya da ışın denir. Bu ışınlar; gama ışını ve X-ışını gibi dalga (foton) şeklinde, ya da  beta ışını ve alfa ışını gibi parçaçık şeklinde olabilir. Gama ışını radyoaktif atom çekirdeğinden yayılırken, X-ışını günümüzde, klinik kullanıma uyarlanmış doğrusal hızlandırıcı (lineer akseleratör) adı verilen cihazlar yolu ile elde edilir. Bu ışınların hastalıkları tedavi etmesi amacıyla kullanılmasına radyasyon tedavisi adı verilir. Bu tedavide kullanılan radyasyon aslında iyonizan radyasyondur. Günlük yaşamda; radyasyon tedavisi yerine ışın tedavisi, şua tedavisi ve radyoterapi deyimleri de kullanılmaktadır. irradyasyon ise bir hedefe radyasyon verilmesidir. Konu akışı içinde daha ziyade radyasyon tedavisi olarak geçecektir.

 

RADYASYON TEDAVİSİNİN AMACI
Bu tedavi, bazı kanserler için ana tedavi yöntemi olmakla birlikte bir çok kanserde cerrahi tedaviye ek olarak yapılır. Ayrıca kemoterapi ile beraber de kullanılabilir.  Radyasyon tedavisinin  en önemli uygulanma nedeni; kanserin ayni yerde tekrar oluşmasının diğer bir deyişle yerel nüksünün (lokal rekürens) önlenmesi ya da tedavisidir. Özellikle cerrahi tedaviden sonra kanserin aynı yerde tekrar ortaya çıkmasına yerel nüks adı verilir. Örneğin koruyucu cerrahi uygulanan meme kanserinde geride kalan memede kanserin tekrar ortaya çıkmasının önlenmesi için radyasyon tedavisi verilir. Yine kanser nedeniyle memesi çıkarılan ancak radyasyon tedavisi almamış bir hastada izlemler sırasında ameliyat yerinde tekrar kanser ortaya çıkarsa ve tekrara cerrahi girişim yapılmayacaksa radyasyon tedavisi verilebilir. İkinci amaç ise herhangi bir tedavi ile ortadan kaldırılamayan ve günlük yaşamı olumsuz şekilde etkileyen kansere bağlı yakınmaları gidermektir (palyasyon tedavisi). Örneğin kemiğe yayılmış bir kanser nedeniyle hastada aşırı ağrıların olması gibi. Bu durumlarda verilecek olan radyasyon, yakınmaları en kısa sürede ortadan kaldıracak miktarda olmalı ve kısa bir sürede uygulanmalıdır.

Cerrahi yolla tedavi edilebilen kanserlerde, kanserin evresine göre değişmekle beraber radyasyon tedavisi; ameliyattan önce ve/veya sonra  ya da ender olarak ameliyat sırasında verilebilir.

Eski yıllarda bazı iyi huylu hastalıklar için de radyasyon tedavisi kullanılmaktaydı. Ancak günümüzde bu nedenle kullanımı hemen hemen yoktur. 

Ameliyattan önce radyasyon tedavisi: Bu yöntemi kullanma nedenleri arasında; büyük bir kanseri küçülterek ameliyat edilebilir hale getirmek ve daha sınırlı bir ameliyat yapabilme (kanserin yerel olarak çıkarılması) imkanını sağlamaktır. Örneğin büyük bir meme kanseri, radyasyon tedavisi ile küçültülebilirse bu hastaya koruyucu meme cerrahisi yapılabilir. Böylece memenin tamımı çıkarılmamış olur.

bu tedavi yönteminin diğer olası bir faydası; kanser hücrelerinin ameliyat sırasında ameliyat sahasına ekimini önlemektir. Aslında ileri evrede olmayan bir kanser için ve kanser cerrahisi ilkelerine uyularak  yapılan bir ameliyatta bu olasılık çok çok azdır. Ameliyat öncesi radyasyon tedavisinin en önemli olumsuzluğu ameliyatttan sonra yara iyileşmesinde sorunlara yol açabileceğidir.

Ameliyatttan sonra radyasyon tedavisi: Bunun için ilk şart, ameliyat yarasının yeterince iyileşmiş olmasıdır. Ayrıca kanserin asıl incelenmesi de bitmiş olacağından daha ayrıntılı ve doğru tedavi planı yapılabilir. Ameliyat sonrası tedavinin en önemli dezavantajı ise; ameliyatlı bölgede gerek yetersiz oksijen bulunması gerekse iyileşme sırasında dokuda oluşan değişiklikler nedeniyle daha fazla doza gereksinim olabileceğidir.

 

 

RADYASYONUN ETKİ MEKANİZMASI
Bilindiği gibi hücreler bölünerek çoğalırlar ve buna hücre bölünmesi adı verilir. Bu olayda temel rol hücre çekirdeğinde bulunan DNA adlı yapılar tarafından üstlenilir. Radyasyon, DNA'da bulunan atomları uyararak bu atomları iyonize atom haline çevirir. Bu etki DNA'da hasara neden olur. DNA'daki harabiyetin şekli, verilen radyasyon cinsine bağlı olarak değişir. Beta ışını gibi parçacık şeklinde olan radyasyon DNA'yı direkt olarak harap ederken, X-ışını gibi yüksek enerjili dalgalar (fotonlar) bu etkiyi indirekt olarak ortaya çıkarır. DNA'nın harap olması dolayısıyla hücrenin bölünme hızını azalır ya da tamamen durur. Böylece kanser büyüyemezRadyasyon hızla çoğalabilen hücreler üzerinde daha etkili olabilmektedir. Kanser hücreleri de hızlı çoğalma yeteneğine sahip olduğundan radyasyonun etkisi daha belirgindir. Unutulmaması gereken nokta, kemik iliği gibi hızlı çoğalan normal hücrelerin de bu tedavi sırasında harap olabileceğidir. Normal hücrelerin bu tedaviden en az zarar görmesi için radyasyonun miktarı, veriliş aralıkları ayarlanır. Bu konunun ayrıntılarına girilmeyecektir.

Normal ya da kanserli hücrelerin  radyasyonla karşılaşması sonucu harap olabilmesi radyo-duyarlılık (radyo-sensitivite) olarak bilinir. Radyasyon verilmesi sonucu kanserin sürekli olarak kontrol altında tutulabilmesine ve hastanın yaşam süresinin uzatılabilmesine, kanserin radyasyonla iyileşebileceği anlamını taşıyan radyo-kürabilite adı verilir.  Bu özellik; kanserin tipi, yeri, büyüklüğü ve yaygın olup olmaması ile ilişkilidir. Dolayısıyla bir kanser radyo-duyarlı olabildiği halde radyo-kürabl olmayabilir. Kanserin radyasyon tedavisine vereceği yanıtın derecesi radyo-yanıt (radio-responsiveness) adını alır. Bir kanserin radyasyon tedavisine verdiği yanıt yavaş olabilir, ancak kanser kontrol altına alınabilir. Diğer bir deyişle bu kanser radyokürabldır. Buna karşın bir kanser radyasyona hızlı yanıt vererek küçülebilir ancak yaygın olduğundan bu yolla tedavi edilemez. Diğer bir deyişle bu kanser radyokürabl değildirler.

 

RADYASYON TEDAVİSİNİN UGULANMA YOLLARI
Yukarıda da değinildiği gibi radyasyon verilerek yapılan tüm tedaviler radyasyon tedavisi olarak adlandırılır ve vücüt tarafından emilen radyasyon miktarı rad ya da Grayrem veya Sievert  adı verilen radyasyon birimleri ile belirtilir. Radyasyon vücuda farklı yöntemler kullanılarak verilebilir. Dolayısıyla bu farklı yöntemlere göre yapılan radyasyon tedavileri farklı şekilde isimlendirilirler. Konun daha iyi anlaşılabilmesi için bu yöntemlerin önce tıbbi isimleri verilecek ve ne anlama geldikleri açıklanacaktır.

 

Eksternal radyoterapi

Bu yöntemde, doğrusal hızlandırıcılarda elde edilen yüksek enerjili radyasyon (örneğin X-ışınları) kanserin bulunduğu bölgeye yöneltilerek kanserli dokunun radyasyonla karşılaşması sağlanır. Alışkanlık olarak radyoterapi dendiğinde çoğu kez bu yöntem algılanır. Verilen radyasyon miktarı ile süresi hem kanserin hemde hastanın özelliğine göre değişir. Bu tedavi radyasyon onkolojisi bilim dalı tarafından uygulanır.

 

Brakiterapi

Bu yöntemde, radyasyon yayan radyoaktif maddeler direkt olarak kanserli dokunun içine ya da kanserin bulunduğu organın boşluğuna geçici ya da kalıcı bir şekilde yerleştirilebilir. Örneğin, prostat kanserinde küçük çubuklar halindeki radyoaktif madde kanserin içine kalıcı olarak yerleştirilirken, rahim (uterus) kanserinde rahim boşluğuna daha sonra çıkarılmak üzere yerleştirilir. Bu amaçla kullanılan radyoaktif maddelerin en önemlileri; sezyumaltıniridyum ya da radyum'dur. Özellikle dıştan verilen radyasyonun kansere yeterli şekilde ulaşamayacağı durumlarda kullanılır. radyasyon yayan kaynak, kanserle direkt temasda olacağından kansere ulaşan radyasyon miktarı dolayısıyla radyasyonun etkinliği artar. Bu yöntemde kanserin etrafında bulunan normal dokular bir anlamda göreceli olarak  korunabilir. Bu tedavi yöntemi cerrahi veya radyoloji bilim dallarının yardımıyla radyasyon onkolojisi bilim dalı tarafından uygulanır.

 

Radyoaktif atom verilmesi

Radyoaktif atom adı verilen bazı atomlar sidirim sistemi ya da damar yolu ile vücuda direkt olarak verilebilir. Vücutta bulunan doku ya da organların bir kısmı, yapıları ya da işlevleri nedeniyle bazı radyoaktif atomları tutabilme eğilimindedir.  Böylece radyoaktif atomların o organca tutulması ve radyoaktif atomlardan çıkan radyasyonun hemen oradaki dokuyu etkilemesi sağlanır. Bu tür tedavinin en tipik örneğini tiroit kanseri için uygulanan radyoaktif iyot tedavisidir. Bu tedavi Nükleer tıp bilim dalı tarafından uygulanır.

 

RADYASYON TEDAVİSİNİN YAN ETKİLERİ
Radyasyonun yukarıda anlatılan etki mekanizmaları göz önüne alındığında radyasyon tedavisinde de bazı ciddi olabilecek yan etkilerin (komplikasyon) ortaya çıkması zaman zaman kaçınılmaz olacaktır. Bu yan etkilerin derecesi; kanserin yeri, büyüklüğü ve yaygınlığı ile verilen radyasyonun miktarı ve tekniği ile yakından ilişkilidir. En önemli yan etkilerden birisi kemik iliğinin baskılanması sonucu vücudun savunma sistemlerinin büyük oranda devre dışı kalmasıdır. Bu durum erken ya da geç devrede ortaya çıkabilir. Erken dönemde ortaya çıkan diğer yan etkiler oldukça rahatsız edici olabilir. Ancak  önemli bir kısmı destek tedavisi ile kendiliğinden düzelir. Örneğin bulantı, kusma, ishal, ciltte kızarıklık ve duyarlılık,  saç dökülmesi gibi. Asıl önemli olan, aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkabilecek geç döneme ait yan etkilerdir. Bunların bir kısmı kanseri iyileşen hastalarda önemli sorunlara neden olabilecek boyutlarda olabilir. Örneğin barsakta daralma sonucu kısmi ya da tam tıkanıklık, akciğer ve kalbe ait bazı sorunlar, kadınlarda yumurtalık işlevinin ortadan kalması ve katarkt gibi. Radyasyon tedavisi sonucu başka bir bölgede kanser ortaya çıkabileceği bilinmekle beraber bu riskin fazla olmadığı kabul edilmektedir. Radyasyon tedavisi gereken hastalarda ortaya çıkabilecek yan etkileri azaltmak için verilen radyasyon miktarı düşük tutulabilir, ancak bu uygulama kanserin kontrol altına alınmasını zorlaştırabilir ya da kanserin tekrarlama riskini arttırabilir. Dolayısıyla radyasyon tedavisi gereken hastalarda radyasyonun verilme tekniği önme kazanır.

 

DİĞER TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Vücut savunma sistemlerine yönelik tedavi

Gen tedavisi

 

VÜCUT SAVUNMA SİSTEMLERİNE YÖNELİK TEDAVİ

Lacivert renkli ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Tanım
Bağışıklık sisteminin genel uyarılması
Kanser aşıları

 

 

TANIM

Savunma sistemini uyararak ya da kuvvetlendirerek gerek kanserin gelişmesini önlemeye, gerekse kanserli hastanın kanserini ortadan kaldırmaya yönelik  tedaviye immün tedavi adı verilir.

 

 

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN GENEL OLARAK UYARILMASI

Burada amaç genel savunma sistemini uyarmaktır. Yöntem kanser tipine özgün olmamakla beraber bazı kanserlerde uygulanmaktadır.

Bunlardan birisi kanserli hastaya verem aşısı yapılarak savunma sisteminin harekete geçirilmesidir.

Kanser tipine özgün olmayan diğer bir tedavi şekli ise savunma sistemi tarafından üretilen ve tekrar savunma sistemini kuvvetlendiren yapılardan (sitokin) bazılarının dışarıdan hastaya verilmesidir. Bunlardan birisi, okuyucuların bu konu ile ilgili yazılarda zaman zaman karşılaşacakları bir madde olup interferon adını alır.

 


KANSER AŞILARI

Kanserin genetik mekanizması konusunda da değinildiği gibi kanser, genetik yapıdaki değişimler sonucu ortaya çıkar. Bu değişimlerden birisi kanser hücresinin zarında bulunan ve dışarıdan gelen sinyalleri algılayan yapılardır. Vücut için bir tür yabancı madde haline gelen bu yapılar, çoğu kez savunma sistemi tarafından gerçek birer yabancı madde gibi algılanmaz, diğer bir deyişle savunma sistemi, kanseri kendine çok fazla yabancı hissetmez. Dolayısıyla normal şartlarda savunma sistemleri kanseri yok etmek için gerekli tepkiyi yeterince vermeyebilir ve kanserli hücreler artmaya devam eder. Bu durumda kanserli hücredeki değişikliğe uğramış bu yapıların yabancı olduğunu savunma sistemine tanıtmak olasıdır. Böylece savunma sisteminin tepki vermesini sağlanabilir. Bunun yolu ise mikroplar için geliştirilen aşının benzerini kanser için geliştirmektir. Bu aşıların elde edilme yöntemleri fazla miktarda tıbbi bilgi gerektirdiğinden burada değinilmeyecektir.

Kanser aşısı ya olası kanseri önlemeye yönelik ya da mevcut kanseri tedaviye yönelik olabilir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda bazı umut verici gelişmeler elde edilebilmiştir. Aşının koruyuculuğu en azından iki ayrı tip kanserin gelişmesini önleyebilmektedir. Bunlardan ilki karaciğerde bozulmaya yol açan sarılık mikrobu olarak bilinen hepatit B virüsüdür. Bu virüsle hastalanan bireylerde karaciğer kanseri gelişme riski fazladır. Dolayısıyla virus vücuda yerleşmeden önce hepatit aşısı yapılması bu tehlikeyi bir ölçüde ortadan kaldırır.

İnsan papilloma virüsünün (HPV) neden olduğu kanserler, virus bulaşmadan önce yapılması önerilen HPV aşıları önlenebilmektedir. Bunlar içinde gündemde en fazla olanı rahim ağzı (serviks) kanserleridir. Bu aşı Amerikan Yiyecek ve İlaç Konseyi (FDA) tarafından onaylanmış olup Amerikan Kanser Birliği (ACS) de uygulanmasını önermektedir. Bu bağlamda erkek ve kız çocuklarının henüz virusle karşılaşmadığı yaşlarda (ortalama 11-12 yaş) aşılanmalıdır. Ancak aşılamanın 9 yaşından itibaren yapılabileceği de belirtilmiştir. Diğer yandan bu yaşlarda aşı yapılmamış kadın ve erkeklerin 26 yaşına kadar aşılanabileceği vurgulanmaktadır. 26 yaşından sonraki kadınlarda ise aşının etkinliği ile ilgili bilgiler yetersizdir. Bu aşılama programının her ülke için geçerli olmayabileceği akılda tutulmalı, ve aşı yapılma kararı verilirken ülke gerçekleri de göz önüne alınmalıdır. Bu aşılama aynı zamanda HPV'nin neden olabildiği ağız ve yutak kanserlerinin de önlenmesine yardımcıdır.

Vücut savunma sistemine yönelik diğer tedavi yöntemleri henüz klinik kullanıma yeterli girmediğinden değinilmeyecektir.

 

GEN TEDAVİSİ

Bireylerde bulunan genlerin değiştirilmesi ile hastalıkların tedavi edilmesini anlatır.  Bu tedavi tipi, eğer yeterince başarılı olabilirse kanser dışında kalan  enfeksiyon hastalıkları ve genetik hastalıkları gibi hastalıkların tedavisinde de kullanılabilecektir.  Gen tedavisi için üzerinde çalışılan bir çok mekanizma vardır: 

1. Hastalığa neden olan mutasyonlu genin sağlıklı gen ile değiştirilmesi

2. Hastalığa neden olan mutasyonlu genin etkisizleştirilmesi. 

3. Yeni  ya da değiştirilmiş bir genin vücuda verilmesi. 

4. Gen işlevini bozan DNA parçasının çıkarılması

Ancak bu tedavi ile ilgili henüz aşılamamış bazı sorunlar vardır ve halen  çok sınırlı sayıda ki hastalıklar için kullanılmaktadır.