adnan işgör

 

MEME KANSERLERİ

Ulaşmak istediğiniz lacivert renkli ve altı çizili BAŞLIĞI tıklayınız.

 

Meme kanser riskini arttırabilen faktörler

MEME KANSERLERİNE GENEL BAKIŞ

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen meme kanseri olmakla beraber son zamanlarda erken tanı konabilmesi ve etkin tedavilerin yapılabilmesi nedeniyle bu hastalığa bağlı ölümlerde bir azalma olduğu bildirilmektedir. Bunun anlamı bu hastalığın erken devrede tanınması için gerekli çabaların gösterilmesidir.

Görülme sıklığı coğrafi bölgeler, ırk ve etnik gruplar arasında değişklik göstermektedir. Örneğin asya ve afrikalı kadınlarda meme kanser sıklığı, avrupa ve kuzey amerika gibi batılı kadınlara göre daha düşüktür. Bunula birlikte amerika birleşik devletlerindeki farklı etnik kökene sahip bireyler arasında da bu farklılık sözkonusudur. Ancak sosyoekonomik açıdan iyi durumda olan bireylerde meme kanserin görülme sıklığı daha fazla olmasına karşın sosyoekonomik düzeydeki bireylerde tanı daha geç konduğundan kanserleri genellikle dah ileri evrededir.

Meme kanserinin ortaya çıkışı ile ilgili diğer bir faktör yaş dır. genel olarak yaş arttıkça kanser gelişmesi riski de artmaktadır (daha fazla bilgi için tıklayınız).

Meme kanserleri temel olarak iki farklı yapıdan köken alırlar. Ana süt kanallarından kaynaklanan meme kanserlerine meme kanal kanseri (duktal kanser), süt yapım ünitelerinde bulunan kanalcıklardan kaynaklanan kanserlere ise lobular karsinom adı verilmektedir. Diğer bir çok kanserde olduğu gibi her iki tip meme kanserinin hem yayılımcı olan (invazif) hem de yayılımcı olmayan (insitu) alt tipleri vardır.

Yayılımcı meme kanal kanseri invazif duktal karsinom adını alıken yaylımcı olan lobuler kanser invazif lobuler karsinom adını alır.

Yayılımcı olmayan kanal kanseri duktal karsinoma insitu (DCIS), yayılımcı olmayan lobuler kanser ise lobuler karsinoma insitu (LCIS) olarak bilinir.

Oldukça geniş bir sınıflamaya sahip olan meme kanseri tiplerine bu sayfada daha fazla değinilmeyecektir. Ayrıca meme kanserlerinin tedavisi ise sadece yayılımcı meme kanserlerini (invazif meme kanseri) içerecektir.

 

İzleyen sayfalarda meme kanserinin diğer özelliklerini, risk faktörlerini, tanıda kullanılan testleri ve tedavi yaklaşımlarını bulacaksınız.

 

 

MEME KANSER RİSKİNİ ARTTIRABİLEN FAKTÖRLER

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Giriş
Bireye ve bireyin yaşam tarzına ait risk faktörleri
Adet döngüsü, gebelik ve süt verme ile ilgili risk faktörleri
Hormon kullanılması ile ilgili risk faktörleri
Bireyde ve/veya ailesinde meme ya da diğer kanserlerin varlığı
Radyasyonla karşılaşma öyküsü
Meme protezi
Gentik faktörler ve meme kanseri genleri

 

GİRİŞ

Bazı kaynaklarda meme kanser riskini arttıran faktörler aynı zamanda meme kanseri nedenleri olarak da geçmektedir. Ancak kanımca bunların risk faktörleri olarak değerlendirilmesi daha uygundur. Çünkü; meme kanserine yakalanmış bir bireyde var olan risk faktörünün kansere neden olduğu çoğu kez kanıtlanamaz. Diğer yandan, aşağıda sayılan faktörlerden biri ya da bir kaçına sahip olan bireylerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları düşüncesinde olmamaları gerekir. Ancak bu bireyler, hekimin önereceği sıklıkta kontrole gitmekten kaçınmamalıdırlar. Kanser riski yaratabilecek birçok faktör olduğu ileri sürülmüş olup, bunların bir kısmında halen ortak görüş birliği olduğu söylenemez. Bu konuda genel olarak kabul edilen risk faktörleri anlatılacaktır.

Kadınlarda meme kanser risklerini değerlendirmek için çeşitli risk modelleri kullanılır. Bu modellerden en sık kullanılanlar Gail risk belirleme modeli ve Claus risk belirleme modelleridir. Bu iki model farklı değişkenleri göz önüne alarak hazırlanmış olup burada ayrıntılarına girilmeyecektir.

 

BİREYE VE BİREYİN YAŞAM TARZINA AİT RİSK FAKTÖRLERİ

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Cinsiyet
Yaş
Sosoyo-ekonomik durum
Meme başından akıntı
Beslenme
Şişmanlık
Alkol alınması
Tütün içilmesi
Fizik egzersiz

 

Cinsiyet: Kadın olmak meme kanseri için bir faktörüdür. Çünkü kadınlarda meme kanserinin ortaya çıkma riski erkeklere göre 100 kat daha fazladır.

 

Yaş: Meme kanseri en sık 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Bu bağlamda 30 yaşına kadar 2500 kadından birinde, 40 yaşına kadar 235 kadından birinde, 50 yaşına kadar 54 kadından birinde, 60 yaşına kadar 23 kadından birinde, 70 yaşına kadar 14 kadından birinde, 80 yaşına kadar her 10 kadından birinde ve 90 ve daha yukarı yaşlara kadar her 8 kadından birinde meme kanseri görülebileceği kabul edilir. Genel olarak bakıldığında meme kanserlerinin yaklaşık %80'i 50 yaş ve sonrasında teşhis edilmektedir.

 

Sosoyo-ekonomik durum: Sosyo-ekonomik durumu iyi olan kadınlarda meme kanser olasılığının arttığı gösterilmiştir. Bunun olası nedeni bu kadınların çocuk doğurmaktan kaçınmalarınna ya da geç yaşlarda çocuk doğurmalarına bağlanmaktadır. Ayrıca bu kadınların daha uzun süre doğum kontol hapı kullandıkları da belirlenmiştir.

 

 

Meme başından akıntı: Meme başı akıntısı süt ve süte benzer beyaz renkli, sarımsı, sarı-kahverengi, koyu kahverenği ya da kanlı olabilir. Bu akıntılar ya kendiliğinden ya da hastanın memeyi sıkması ile ortaya çıkabilir. Kimi zaman da hekimin muayene sırasında memenin çeşitli bölgelerine bastırması sonucunda meme başından akıntı olduğu saptanır. Meme akıntılarının önemli bir kısmı (%90) kanserle ilgili değildir. Bu bağlamda akıntıların en sık nedeni memedeki süt kanallarından genişlemesi ve kanallarda bulunan iyi huylu oluşumlardir. Ayrıca prolaktin hormonu başta olmak olmak üzere hormon dengesizliğine bağlı akıntılar da olabilir.

Memenin sıkılması ya da memeye bastırılması sonucu oluşan akıntılar çoğu kez önem arzetmez. Ancak tek tarftan gelen kanlı ya da kanla karışık açık renkli, pembe veya koyu kahverenkli akıntılar için hekime danışılmalıdır. Buna karşın kendiliğinden olan akıntıların mutlaka araştırılması gerekir.

 

Beslenme: Özellikle yüksek yağ içeren ve kızartılmış yiyecekleri fazla tüketen bireylerde meme kanseri riskinin arttığı belirlenmesine karşın bazı çalışmalar bunu desteklememektedir. Son iredelemelere göre; besinlerle alınan toplam kalori miktarı fazlaysa ve bu kalorinin çoğu yağlardan geliyorsa kanser riskinin artabileceği belirtilmektedir. Bununla birlikte yağlarla beraber alınan diğer besinlerin şekli de bu durumu etkileyebilmektedir. Örneğin omega 3 yağ asidi içeren yiyecekleri fazla tüketen eskimolarda kanser oranı diğer toplumlara göre daha düşük bulunmuştur. Ayrıca soya ürünlerinde ve bir çok bitkide bulunan bitkisel kaynaklı östrojenlerin (fitoöstrojen) özellikle genç kadınlarda kanser riskini azaltabileceği belirtilmiştir. Ayrıca karnıbahar ve brokoli gibi sebzelerde bulunan bir maddenin vücutta yapılan östrojen hormonunu etkileyerek meme kanseri riskini azaltabileceği ileri sürülmektedir

 

Şişmanlık: Hemen tüm çalışmalarda ve özellikle menapozdan sonra aşırı kilolu kadınlarda (obezite) kanser riskinin arttığı belirtilmektedir. Çünkü bu bireylerde östrojen hormonu yağ dokusunda depo edildiğinden kana yavaş yavaş salınmakta ve kadınların daha uzun süre östrojenin etkisi altında kalmasına neden olmaktadır. Erişkin devreye gelindikten sonra özellikle kalça ve bacaklarda fazla yağ birikmesi riski arttıran faktörler olarak kabul edilir.

 

Alkol: Alkol kullanan kadınlarda günlük tüketilen alkol ile meme kanseri riski arasında doğrusal bir ilişki vardır. Bu ilişkiye geçmeden önce kullanılan alkol miktarı ile ilgili tanımlama yapılacaktır. Alkol miktarının belirlenmesinde kullanılan ölçü standart alkol birimidir. 1 Alkol birimi 8 gr alkole eşdeğerdir.

Günde bir kez (bir içimlik ya da standart içim) alkol alınmasından kastedilen miktar ülkeden ülkeye ve alınan alkol cinsine göre; 1-2.5 alkol birimi (8-20) gr arasında değişmektedir.Genel kabul gören bir içimlik alkol miktarı; %4-5 alkol içeren 350 mililitre bira (yaklaşık küçük şişe bira), ortalama %12-14 alkol içeren 150ml bir bardak sofra şarabı ya da yaklaşık %40-42 alkol içeren 45cc rakı ve votka kadardır. Bu miktarlar yaklaşık 17gr alkole eşdeğerdir.

Bu bilgilere göre günde 1 içimlik alkol alanlarda meme kanser riski hafif artarken günde 2-5 kez bir içimlik alkol kullanılması meme kanser riskini 1.5 kat ya da biraz daha fazla arttırmaktadır. Bu artış menapozdaki kadınlarda biraz daha fazladır. İdeal olanı alkol kullanılmamasıdır. Ancak zaman zaman alkol kullanan kadınların meme kanser riskini arttımamak için bir haftada 14 birim alkolden (yaklaşık 110gr; 5-6 bardak şarap kadar) daha fazlasını kullanmamaları önerilmektedir. Bu bağlamda 7 gün boyunca günde bir bardak şarap alınması ile haftada bir gün 7 bardak şarap alınmasının risk açısından farklı olmadığı belirtilmektedir.

 

Tütün içilmesi: Meme kanseri ile tütün içimi arasında net bir ilişki ortaya konmakla beraber son zamanlarda yayınlanan bazı çalışmalarda çocuk doğurmadan önceki devrelerde özellikle adolesan devresinde tütün içilmesinin meme kanser riskini arttırabileceği belirtilmiştir.

 

Fizik egzersiz: Haftanın 5 günü günde 1-2 saat yoğun yürüme veya yaklaşık 1 saat yoğun jimnastik yapılması  kanser riskini azaltabilmektedir.

 

ADET DÖNGÜSÜ, GEBELİK VE SÜT VERME İLE İLGİLİ RİSK FAKTÖRLERİ

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Giriş
İlk adet görme yaşı
Menapoza girme yaşı
İlk canlı doğum yapma yaşı
Bebeğini emziren kadınlar

 

Giriş: Kadınlarda yaşamları boyunca ortaya çıkan adet döngüsü sayısı dolayısıyla kadınların östrojen hormonu etkisi altında kaldıkları sürenin önemli olduğu kabul edilir. Bu bağlamda yaşamı boyunca adet döngüsü sayısı fazla olan kadınlarda kanser riskinin arttığı söylenebilir Bu sayıyı etkileyen faktörler temelde 4 tanedir.

 

İlk adet görme yaşı: Erken yaşlarda adet görmeye başlamış kadınlarda kanser riski biraz daha fazladır. Örneğin 14 yaş ve sonrası adeti başlayan kız çocuklarında göreli risk 1 olarak kabul edilirse; 12 yaşından önce adet görmeye başlayan kız çocuklarında göreli risk 1.20 civarındadır.

 

Menapoza girme yaşı: Ortalama 55 yaşından sonra menapoza giren kadınlarda menapoza giriş yaşı arttıkça kanser riski de göreli olarak artmaktadır. 

 

İlk canlı doğum yapma yaşı: Hamile kalmayan ve canlı bebek doğurmamış kadınlarda kanser riski fazladır. Buna karşın 30-35 yaşından sonra ilk çocuğunu doğuran kadınlarda risk biraz daha fazladır. Örneğin 20 yaş ve öncesinde ilk doğumunu yapan kadınlarda kanser görülmesi, 35 yaşından sonra ilk doğumunu yapan kadınlardan 3 kat daha azdır.

 

Bebeğini emziren kadınlar: Özellikle ortalama 9 aydan fazla emziren kadınlarda meme kanser riskinin azladığını gösteren çalışmaların yanında emzirmenin etkisinin olmadığını belirten çalışmalarda vardır. Ancak süt vermeyen kadınlarda kanser riskinin biraz daha fazla olduğu genel kabul görür.

 

HORMON KULLANILMASI İLE İLGİLİ RİSK FAKTÖRLERİ

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Doğum kontrol hapı kullanılması
Menapoza girdikten sonra hormon kullanılması

Üzerinde en çok tartışılan konulardan birisi gerek doğum kontrol hapı kullanılması gerekse menapozdan sonra östrojen hormon kullanılmasıdır. Bu konuda farklı çalışmalar farklı sonuçlar alınmıştır.

 

Doğum kontrol hapı: Günümüzde içerdiği yapay hormon grubuna göre iki tür doğum kontrol hapı vardır. Birinci tüdeki haplarda sadece progesteron adlı hormon, ikinci türde olanlarda ise hem progesteron hem de östrojen hormonu vardır. Doğum kontrol hapı kullanılması ile meme kanseri arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılan çalışmaların zaman zaman biribirleriyle uyuşmadığı görülür. Özellikle östrojen içeren hapların meme kanser riskini az da olsa arttırdığı ve adölesan çağında hap kullananlarda riskin biraz daha fazla olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber bir süre doğum kontrol hapı kullanan ve daha sonra bırakan kadınlarda hapı bıraktıktan 10 sene sonra kanser riskinin hiç hap kullanmayanlarla aynı olduğu saptanmıştır. Diğer yandan 25-39 yaşları arasında ortalama 5 yıl kadar doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda riskin artmadığı da belitilmektedir. Bunlara ek olarak; doğum kontrol haplarının yumurtalık ve rahim içi (uterus) kanserleri üzerinde önleyici etkisi olduğu, buna karşın rahim girişi (serviks) kanseri riskini arttırdığı belirlenmiştir.

Bu irdelemelere göre doğum kontrol haplarının kullanılması kararı verilirken; bu hapların olası fayda ve zararları ile bireyde meme kanserine ait diğer risk faktörlerin olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

 

Menapoza girdikten sonra hormon kullanılması: Buna hormon yerine konma tedavisi (HRT) adı verilmektedir. Özellikle progesteron ve östrojen içeren ilaç kullanan 50-65 yaş arasındaki kadınlarda meme kanser riskinin sadece östrojen kullananlara göre yaklaşık 3-4 kat daha fazla olduğu kabul edilmektedir. Buna karşın progesteron-östrojen içeren ilaçlar rahim kanser riskini azaltabilirken, sadece östrojen kullanılması hem rahim hem de yumurtalık kanser riskini az da olsa arttırmaktadır. HRT kullanma süresi uzadıkça meme kanser riskinin arttığı kabul edilir. Bu bağlamda 10 yıldan daha az süre ile HRT kullananlarda riskin daha az olduğu ve ilaç kestikten 5 yıl sonra kanser riskinin normal sınırlara indiği belirtilmektedir.

Diğer yandan hormon kullanmayan kadınlarda kemik erimesi, kalp ve damar hastalığı riskinin arttığı da bilinmektedir. Dolayısıyla menapozdan sonra hormon kullanımı konusunda genel kriterler koymak mümkün değildir. Kişisel kanım bu durumdaki birey bir bütün olarak ele alınmalı, bireylerdeki tüm risk faktörleri ile verilecek tedavinin yarar ve zararları göz önünde bulundurularak karar verilmelidir. HRT kullanmaya karar veren kadınların kendilerini düzenli muayene etmeleri ve yıllık doktor kontrolüne gitmeleri olası bir meme kanserinin çok erken evrede yakalanmasına olanak sağlayacağını unutulmamalıdırlar.

 

KİŞİDE VE/VEYA AİLESİNDE MEME YADA DİĞER KANSERLERİN VARLIĞI

Birinci derecede akrabasında meme ya da başka kanser olan bireyler: Anne, kız kardeş, teyze ve anne annesinde kanser olanlarda risk fazladır. Özellikle bu bireylerde kanser ne kadar erken yaşta ortaya çıkmışsa, ya da bu bireylerden birden fazlasında kanser saptanmışsa risk artmaktadır. Örneğin bu akrbalardan birinde meme kanseri varsa o bireyde meme kanser riski iki kat, eğer bu akrabalardan ikisinde meme kanseri varsa risk 5 kat artmaktadır. İki veya daha fazla birinci dercede akrabasında (anne veya baba tarafı) meme ya da yumurtalık kanseri olan bireylerde risk fazladır. Birinci derce erkek akrabasında meme kanseri olanlarda da risk artar. 

Rahim ve over kanseri olan kadınlar: Bu bireylerde de meme kanser riskinin yaklaşık 1.5 kat arttığı bildirilmektedir.

Bir memesinde kanseri olan bireyler: Bir memesinde kanser olan bireylerin diğer memesinde kanser ortaya çıkma riski kanser olmayanlara göre 3-4 kat daha fazladır.

 

RADYASYONLA KARŞILAŞMA ÖYKÜSÜ

Japonyada patlatılan atom bombasından açığa çıkan radyasyon sonrası yaşayan kadınlar arasında meme kanserinin daha fazla ortaya çıktığı saptanmıştır. Başka bir kanser nedeniyle (örneğin Hodgkin lenfoması) göğüs bölgesine radyasyon tedavisi (radyoterapi) verilen hastalarda kanser riski 75 kat daha fazla olabilmektedir. Bu risk için hastanın 100-450 rad (1-4.5 gray) radyasyon alması gerektiği kabul edilir. Ergenlik (adolesan) devresinde bu durumlarla karşılaşan hastalarda risk daha fazladır. Benzer şekilde bir memesindeki kanser nedeniyle radyasyon tedavisi alanlarda diğer memede kanser gelişme riski artmaktadır. Ayrıca  sık aralıklarla ve yüksek doz radyasyon verilerek yapılan röntgen tetkiklerinde de  riskin bir miktar arttığı bilinmektedir. Mamografi ile bir çekimde hastaya verilen radyasyon dozu bu değerlere göre çok düşüktür.

 

MEME PROTEZİ

Bunların genel olarak kanser riskini arttırmadığı ancak protezi olan kadınlarda memenin normal filmlerle iyi değerlendilemediği belirtilmektedir. Dolayısıyla bu hastalar tarama programına alınmışlarda farklı tekniklerin kullanılması gerekebilir.

 

MEME KANSER GENLERİ VE DİĞER GENETİK FAKTÖRLER

Gününmüze değin yapılan çalışmalarda meme kanseri nedeni olarak iki gen saptanmıştır. Bu genler meme kanser geni 1 ve 2 (BRCA 1 ve BRCA 2) olarak bilinir. Bu genler kalıtım yoluyla kuşaktan kuşağa geçebilmektedir. Ancak bu genlerde tek bir tür değişim yerine (mutasyon) farklı ailelerde. hatta bireylerde farklı değişimler söz konusudur. günümüzde ancak bilinen mutasyonlar üzerinde çalışılabilmektedir.

 

 

MEME KANSERİ ÖNLENEBİLİRMİ?

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Giriş
Yüksek kanser riski faktörleri
"Meme kanserinin önlenmesi" ne anlama gelmektedir?

 

Giriş
Normal şartlarda her kadının belli bir oranda meme kanserine yakalanma olasılığı vardır. Buna sınır risk değeri (baseline risk) denir. Bu olasılık temelde yaşa bağımlıdır. Örneğin 70 yaşına kadar yaşayan her 1000 kadının 72'inde, diğer bir deyişle bu yaşa kadar yaşayan her 14 kadından birinde meme kanseri gelişebileceği kabul edilir. Meme kanseri riskini arttıran faktörlerden biri veya bir kaçının olması, bu sınır değerinin yükselmesine yol açabilir. Örneğin 60 yaşından sonra 70 yaşına kadar 10 yıl süre ile hormon kullanan (HRT) 1000 kadının 84'ünde meme kanseri olasılığı ortaya çıkar. Diğer bir deyişle bu kadınlar içinde fazladan 12 kadında meme kanseri gelişme olasılığı vardır.

Meme kanseri riskini arttıran faktörler içinde bulunan bir grup faktör ise yüksek kanser riski faktörleri olarak bilinir ve bu faktörleri taşıyan hastalarda kanser gelişme olasılığı diğerlerinden fazladır. Meme kanserinin önlenmesi ile ilgili irdelemeye geçmeden önce bu faktörlere tekrar değinilecektir.

Yüksek kanser riski faktörleri

- Daha önce bir memesinde kanser saptanan hastalar

- Anne, kız kardeş ve kız çocuğunda meme kanseri bulunan hastalar: Bunlar özellikle 45 yaşın altında meme kanserine yakalanmışlarsa. Benzer şekilde bu akrabaların bir kaçında yumurtalık kanseri varsa.

- Meme kanser genlerinin (BRCA) varlığı

- Bir ya da her iki memede insitu kanser özellikle Lobülar karsinoma in situ adı verilen bir kanser tipi olması. Bu kanserlerin bir kısmı yayılımcı kanser (invazif kanser) haline dönebilir.

- Oldukça yoğun olan bir memede yaygın ve şüpheli olan minik düzensiz kireçlenme odaklarının (mikrokalsifikasyon) bulunması. Bu hastalarda gelişebilecek olası kanserin teşhis edilmesi çok güçtür ve bir çok kez biyopsi yapılması gerekir. Her biyopsi o bölgede bazı değişikliklere neden olacağından daha sonraki muayenelerde teşhis açısından daha fazla zorluk çıkar.

- Radyasyon tedavisi alan hastalar: Memeleri de içeren bölgeye başka hastalık nedeniyle (örneğin lenfoma) yüksek doz radyasyon tedavisi (radyoterapi) verilen hastalarda sonraki yaşamları boyunca meme kanseri gelişmesi riski fazladır. Özellikle bu tedavi 30 yaş ve altındaki bir hastaya uygulandığında risk daha fazla artar.

 

"MEME KANSERİNİN ÖNLENMESİ" NE ANLAMA GELMEKTEDİR?

Lacivert ve altı çizili kelimeler tıklandığında o konu ile ilgili bilgilere ulaşılacaktır.

Tanım
Meme kanserine yakalanma olasılığını sınır risk değerlerine düşürmek
    Kaçınılabilen risk faktörleri
    Kaçınılamayan risk faktörleri    
Meme kanseri olasılığını sınır risk değerinden daha aşağıya düşürülmesi
    Kadının uzun süre östrojen ile karşılaşmasının önlenmesi
        Yumurtalıkların çıkarılması
      Genel olarak östrojen karşıtı olarak bilinen ilaçların kullanılması
        Östrojenin üretimini engelleyen ilaçların kullanılması  
        Memenin çıkarılması
    Fizik aktivitenin arrttırılması

 

Tanım
Meme kanserinin önlenmesi, bireylerin meme kanserine yakalanma olasılığını azaltmak için gereken önlemlerin alınması olarak tanımlanabilir. Bu önlemler, temel olarak kanser riski arttıran faktör sayısının azaltılması ve koruyucu olduğu kabul edilen yaklaşımların devreye sokulmasıdır. Bu önlemlere karşın bireyin yaşamı boyunca kansere yakalanabileceği de unutulmamalıdır. Diğer bir deyişle alınan önlemler sonucunda bireyin kansere yakalanma olasılığı sınır risk değerinde kalmalı ya da ya da daha aşağıya çekilebilmelidir.

 

1- Meme kanseri riskini arttıran faktörlerden kaçınarak meme kanserine yakalanma olasılığını sınır risk değerlerine düşürmek
Bu durumda gündeme gelen soru; hangi risk faktörlerinden kaçınılabilir? hangilerinden kaçınılamaz? olacaktır.

 

Kaçınılabilen risk faktörleri: Uygun olmayan beslenme, Alkol kullanılması, şişmanlık, menapozdan sonra hormon kullanılması (HRT), Çocuk doğurmamak ve geç yaşta ilk çocuğu doğurmak, emzirmemek ve radyasyonla karşılaşmak gibi faktörlerden kaçınılabilmektedir.

Tanımda belirtilen örneğe dönecek olursak: 70 yaşına kadar yaşayan her 1000 kadının 72'inde, meme kanseri gelişebileceği kabul edilir. Buna karşın 60 yaşından sonra 70 yaşına kadar 10 yıl süre ile hormon kullanan (HRT) 1000 kadının 84'ünde meme kanseri ortaya çıkabilmektedir. Diğer bir deyişle bu kadınlar içinde fazladan 12 kadında meme kanseri gelişme olasılığı vardır. Menapoza giren bu kadınlar hiç hormon kullanmaz ya da 10 yıldan çok daha az süre ile hormon kullanırsa ve diğer risk faktörleri yoksa bu kadınlardan sadece 72'sinin kansere yakalanabileceği (risk sınırı değeri) söylenebilir. Görüldüğü gibi hormon kullanılmaması kansere yakalanma olasılığını ortadan kaldırmamakta, ancak olasılığın sınır risk değerinde kalmasına yardım etmektedir.

 

Kaçınılamayan risk faktörleri: Kaçınılamayan en temel faktörler bireyin kadın olması ve 55 yaşından büyük olmasıdır. Diğer kaçınılamayan faktörler ise; meme kanser genlerinin (BRCA) var olması, adet görmeya başlama yaşının erken olması, geç menapoza giriş, Bireyin kendinde ya da birinci derece akrabalarında meme, rahim ve yumurtalık kanserinin var olması, meme başından kendiliğinden akıntı olması gibi faktörlerdir.

 

2- Meme kanseri olasılığını sınır risk değerinden daha aşağıya düşürülmesi
Bunun için hem kaçınılabilen risk faktörlerinden kaçınılması hem de koruyucu faktörlerin arttırılması gerekir. Riski arttıran faktörlere değinildiğinden burada koruyucu faktörler üzerinde durulacaktır. Bu faktörler fizik aktivitenin arttırılması ve kadının uzun süre östrojenle karşılaşmasının önlenmesi olarak iki grupta incelenebilir.

 

Kadının uzun süre östrojen ile karşılaşmasının önlenmesi
Özellikle yüksek kanser riski taşıyan hastalarda uygulanabilecek yöntemlerdir. Bu yöntemler;

 

Yumurtalıkların çıkarılması: Meme kanser riskinin arttığı yaşa gelmeden kadın yumurtalıklarının çıkarılması ya da yumurtalıklarda östrojen yapımı azaltıcı ilaçların kullanılması sonucunda östrojen hormonu azalacağından meme üzerindeki etkisi de azalacaktır. Vücudun özellikle doğurganlık çağında östrojene çok gereksinimi olduğu düşünüldüğünde, bu yöntemin bireylere uygulanması mantıklı değildir. Ancak bireyde çok fazla risk faktörü varsa gündeme gelebilir. Bir çalışmada meme kanser geni (BRCA geni) taşıyan ve yumurtalıkları çıkarılan kadınlarda meme kanser gelişme riskinin %50 oranında azaltılabildiği gösterilmiştir.

 

Genel olarak östrojen karşıtı olarak bilinen ilaçların kullanılması: Bu ilaçlar östrojenin meme üzerindeki etkilerini azaltarak kanser riskini azaltırlar. Örneğin 50 yaşından küçük, ancak yüksek oranda kanser riski taşıyan kadınlarda bu ilaçlar kullanılabilir. Bu konuda en iyi bilinen iki ilaç tamoksifen ve raloksifen adlı ilaçlardır. Ancak bu ilaçların bazı yan etkileri vardır. Dolayısıyla elde edilebilecek yarar ve neden olunabilecek olumsuzluklar iyi hesaplanmalıdır. Bu iki ilacın en önemli ortak yan etkisi kan pıhtılaşmasına yol açmalarıdır. Tamoksifen ayrıca rahim içi kanserine ve katarakta yol açabilir. Dolayısıyla bu ilaçları kullanması gereken hastalar yakından izlenmelidir. Bir çalışmada tamoksifen ile kanser ortaya çıkma olasılığının %49 oranında azaltıldığı gösterilmiştir.

 

Östrojenin üretimini engelleyen ilaçlar: Bu ilaçlar yumuratlık ve yumurtalık dışı organlarda (örneğin böbrek üstü bezi) östrojenin üretimini engellerler. Aromataz inhibitörleri adı verilen bu ilaçların daha ziyade menapoza girmiş ve yüksek kanser riski taşıyan kadınlarda kullanılması söz konusudur. Ancak bu ilaçlar, kemik erimesine yol açabilecekleri gibi, hafıza ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlarının azalmasına da neden olabilmektedirler.

 

Memenin çıkarılması: Yüksek kanser riski taşıyan kadınların seçebileceği bir yöntemdir. Bir ya da her iki memenin duruma göre çıkarılması kanser gelişme riskini %90 oranında azaltılabilmektedir. Memenin çıkarılması iki şekilde yapılabilir. Birinci yöntemde; meme dokusu, meme derisi ve meme başını tamamen çıkarılır. Bu yönteme memenin tümünün çıkarılması anlamına gelen total mastektomi adı verilir. İkinci yöntemde ise meme başı ve meme derisi korunarak meme dokusu çıkarılır. Bu yönteme ise cilt altından yapılan meme çıkarma işlemi (subkutan mastektomi) denir. Bu yöntemlerden birini seçen kadınlara plastik cerrahi tarafından yeni meme yapılabilir (meme rekontrüksiyonu). Ancak bu işlemin kadınlarda yaratabileceği psikolojik sorunların iyi irdelenmesi gerekmektedir.

 

Fizik aktivitenin arttırılması
Haftada 4 saat veya daha fazla yapılan egzesizin hormon düzeyini azaltarak meme kanser riskini düşürdüğü, özellikle genç ve kilosu normal olan kadınlarda daha etkin olduğu belirtilmektedir.

MEME KANSERİ TANISI NASIL KONUR

Meme kanserinin tanısı genellikle üç ayrı durumda konabilmektedir.

1. Hastanın memesinde bir sertlik farketmesi,

2. 40-50 yaşlarından sonraki kadınlarda rutin meme kontrolü sırasında kanser olabilecek bir yapının saptanması,

3. Ailesinde (yakın akrabalarında) meme kanseri olan hastaların yaşdan bağımsız olarak kontrol edilmesi sırasında tanı konabilmektedir.

Her ne şekilde olursa olsun meme kanseri tanısının konamasında hastadan alınan iyi bir hikaye en önemli rolleren birine sahiptir. Çünkü bu şekilde hastada meme kanseri için risk faktörleri olup olmadığı anlaşılır. Bu amaçla bir çok sınıflama yapılış olmasına karşın en çok kullanılanı bazı eksiklikleri olmasına karşın GAIL ve CLAUS risk belirleme modelleridir ve bu modeller bazı karmaşık ayrıntılar içerdiğinden ayrıntılarına girilmeyecektir. Daha sonra fizik inceleme ile memede ele gelen normal dışı oluşumun olup olmadığı saptanır. Bu saptamalardan sonra o birey için öncelikli yapılması gereken testler belirlenir ve bunların yapılması sağlanarak hastada meme kanseri olup olmadığına karar verilir.

Memesinde sertlik tanımlayan hastalarda iyi bir öykü alınması ve fizik incelemede hastanın tanımladığı sertliğin karakteri saptanarak görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Özellikle 40-50 yaşlarından sonra yapılması gereken ilk test mamografi ve meme ultrasonu olmalıdır. Bunların sonucunda saptanan sertliğin sınıflaması yapılır (en sık kullanılan sınıflama BIRADS adı verilen sınıflamadır) ve böylece o sertliğe biyopsi yapılıp yapılmaması kararı verilir. Ancak bazı durumlarda manyetik rezonans görüntüleme ile daha fazla bilgi edinilebilir. 40 yaşından küçük kadınlarda ilk tetkik seçeneği çoğu kez meme ultrasonudur. Ancak meme kanseri risk faktörü yüksek olanlarda ya da ultrason sonucu şüpheli bulunanlarda biyopsi dahil diğer testlere de başvurulması gerekebilecektir.

Rutin meme kontrolü yapılan 40-50 yaşından sonraki kadınlarda da ilk inceleme öykü alınması ve fizik muayene ile başlar. Daha sonra mamografi ve/veya meme ultrasonu yapılır.

En çok tartışılan konu ise meme risk faktörü taşıyan 40 yaşından küçük kadınlarda ne yapılması gerektiğidir. Bu bireylerde de öncelikle risk sınıflaması yapılır. Özellikle 1. derece akrabaında ya da akrabalarında genç yaşda meme kanser öyküsü olan bireyler incelenmeli ve belli bir program çerçevesinde izlenmelidir. Bu bireylerde bazı genetik testlerin yapılması da söz konusu olabilir.

Tüm bu bireylerde meme kanseri açısından şüpheli bulunan (yüksek BIRAD kriterleri) sertlik ya da oluşumların kanser olup olmadığına biyopsi yapılarak karar verilir. Biyopsinin hangi yöntemle yapılacağını hastalığın ve hastanın durumu belirleyecektir.

ERKEKLERDE MEME KANSERİ

Çok az görülmesine karşın erkekler de meme kanserine yakalanabilir. Genç erkeklerde ender olup en sık 60 yaş civarında ortaya çıkar. Nedenler arasında memenin tek taraflı büyümesi olan jinekomasti, bazı genetik bozukluklar, radyasyonla karşılaşma, östrojen gibi hormon kullanılması sayılabilir.

Genellikle memede duyarlı olmayan bir sertlik yakınması ile başvuran hastalarda gerekli araştırmalar yapılmalıdır. (ultrasonografi, bazen MR, gerektiğinde biyopsi).

Tanı konan hastalarda uygulanacak tedavi yöntemleri kadınlarda uygulanan tedaviden farklı olmamakla beraber bazı açılardan farklılık gösterebilir.

Erkek meme kanserlerinin belli bir kesiminde tanı daha geç evrede konduğundan hastalığın seyri kadınlara göre biraz daha olumsuz olabilir.

 

GEBELERDE MEME KANSERİ

Görülme sıklığı düşüktür. Ancak meme gebelikte oldukça fazla değişikliğe uğradığından tanı geç evrelerde konabilir. Bu bağlamda gebelerdeki meme kanserinin daha kötü seyredeğ, düşüncesi doğru değildir.

Gebe kadınlarda memede farkedilen sertlik uygun yöntemlerle araştırılmalı ve gerekirse byopsi yapılmalıdır. Kanser risk faktörü taşıyan gebeler ise aralıklı kontrol edilmeli ve gerektiğinde gebelere uygun olan görüntüleme yöntemleri ile araştırılmalıdır.

Kanser tanısı konan gebelerde genel yaklaşım gebeliğin ilk 6 ayı içinde olanlarda engel bir durum yoksa ameliyat tedavisidir (temel olarak memenin tamamı çıkarılırken koltuk altı da temizlenir. Ancak gebeliğin ilk üç ayı içinde ameliyat edilen gebelerde anesteziye bağlı düşük riski bira daha fazladır. Gebeliğin son üç ayında ise uygunsa meme koruyucu cerrahi yapılabilir

Gebelerde ışın tedavisi riskli olduğu için uygulanmaz, ancak ilaç tedavisi (kemoterapi) yapılabilir. Gebeliğin ilk üç ayında kemoterai alacak olan hastalarda düşük riski yanında doğan bebekte anomali riski de vardır. Ancak gebeliğin son 6 ayında bu riskler yok denecek kadar azdır.

Kemoterapi alan normal doğum yapmış kadınlarda süt gelmemesi söz konusu olabilir.